Lise yıllarında pek de başarılı bir öğrenci olduğum söylenemez. Felsefe okumaya başladıktan sonra bunu da sorgulamaya başladım hele kardeşimin de okul sevgisi dibe vurunca canıma tak etti ve evet, yine hiç üşenmedim ve bunun için de bir web sitesi yaptım. Napıyım işim bu. Belki marifet değil ama aklınıza eser de Google’da “okula hayır” diye aratınca ilk bu site çıkıyor. Hatta utanmadan aynı isimde çirkin bir font da yaptım. Site manifestosu da şu şekilde:
[Okumaya devam et…]
İdeal Meslekler: DTCF Öğrenci İşleri veya Muhtarlık
Belli bir süre özel sektör tozu yuttuktan sonra, insan ister istemez bazı mesleklere diş bilemeye başlıyor. Evet memurluğun başkentinde yaşıyorum, evet Ankara’yı seviyorum ama bu sistem zoruma gidiyor!
Düşünün işe gitmek için sabah 6:25’te saat çalıyor. Eve döndüğünüzde ise olmuş mu size 20:00 Karatay bile akşam sekizden sonra yemek yemeyin diyor. Hadi sağlıklı yaşamı geçtik peki, idealler hayaller? Tekrar söyleyeyim ben sosyal bilimci felsefeci okur yazar akademisyen prof ya da bir benzeri bişey olmak istiyorum; ancak bunu besleyecek okumaları eğitimleri sağlayacak ideal bir meslek bulmadım bulamıyorum, bu kapitalist sistemden de hem özgür hem de etik bir çıkış yolu bu-la-mı-yo-rum.
Antik Yunanda felsefenin gelişmesine biraz da köleliğin katkısı olmuştur. Çünkü köle sahiplerinin düşünecek bol vakitleri vardı. İşte ben o kölelerden biriyim ve isyan ediyorum çünkü sahiplerim bu boş vaktin hakkını veremiyor!
[Okumaya devam et…]
Duyguların Hikâyesidir: Aşk, Çılgınlık, Kıskançlık ve Şefkat v4.2
Önbilgi: 2003’ten beri yazarını bulmadığım ve eklemede bulunduğum öykü, yukarıda da hazırladığım tipografik görsel. Bu belki de İnternet’in en çok paylaşılan öykülerinden: “Love is Madness” yazar bilinmiyor. Fabl olduğundan şüpheleniyorum; derleyeni de bulamadım. Bulanlar lütfen lütfen bir şekilde bilgilendirsin. İçeriklerin izinsiz ve alıntısız paylaşılmasına karşıyım ancak bazı içeriklerin sahibi de yok ve İnternet’te sahipsiz köpek yavruları gibi geziniyorlar. Sanal dünyaya yeni gelen insanların sevecenlikle başını okşadığı bu yazılar, bir postadan bir postaya, bir forumdan bir foruma, paylaşıla paylaşıla daha da anonimleşiyor.
Böyle Buyurmamıştı Serduş…
Üç sene önce yazdığım yazımı yeni buldum ilginç geldi. Çalıştığım ilk işyerimde yaşadığım buhranı bu şekilde yazmışım. O zamanlar Felsefe okumama karşı çıkan babaya inat bir yarı-zamanlı iş bulup harcımı öderim demiştim…
5 Eylül 2008’deki yazı şöyle başlıyor:
İşteki ikinci hafta ve insanın insan haklarına aykırı bir yaratık olduğuna gönülden bağlılık.
AÜ‘ye kayıt edilen 6012 kişi. (Evet, okuduğum üniversiteme kayıt sırasında kullanılan numaratörü yapan bir Barkod firmasında çalışıyordum.) Sene MS. 2008 cahiliye devrine devam ve İlahiyat Fakültesine kayıt için resim veren kişi sayısı sayıyla da “1”, yazıyla da “bir”. Allah da bir! Ama kul birden çok olup kendini kaybetmiştir, tanrının vefatından çok önce. Fotoğraf günahsa, feysbuk kâfirliktir.
[Okumaya devam et…]
Kaos Teorisi’ne Giriş: Tarihi ve Felsefesi
İnsanlar kağıt üzerinde yayınlanmış yazılarını belli bir süre geçtikten sonra internete koymalı ki daha çok kişiye ulaşabilsin. Kağıt baskı olarak ilk yazım DTCF Felsefe’de 3. sınıfta okurken, o çevrenin güzel bir dergisi Bibliothec’in 7. sayısında yayınlandı. Çok sevinmiştim. Kaos Teorisi ve Go Sorunsalı hakkındaki o makale ODTÜ Go Topluluğu sayfasında yayınlanmıştı. Derginin 9. sayısında yayınlanan ikinci yazıma da dijital talip çıkmayınca ben de buraya koyuverdim. Siz de koyun:) Emin olun birinin işine yarayacaktır. Örneğin bu yazı yüzünden benimle iki kişi irtibatı geçti. Hatta Ersan Şahin Kaos’a giden Yol adlı bir ders sunumunda beni kaynak olarak gösterdi. Ulu Zeus adına ne gurur verici bir olaydı.
Bibliothec: Felsefe-Sosyal Bilimler Dergisi – Eylül / Ekim 2009 – Sayı: 9’da Kaos Teorisi hakkındaki ikinci yazım ise şöyle:
[Okumaya devam et…]
Kağıt dergide yayımlanan ilk makalem “Go Oyunu” ve “Kaos Teorisi” hakkındaydı…
Ankara Üniversitesi Felsefe 3. sınıfta okurken yazdığım ve kağıt ortamında yayımlanan ilk makalem. Bibliothec: Felsefe Sosyal Bilimler Dergisi Bahar 2009 (Şubat -Mart Nisan) 7. sayısında çıkmıştı. Yazı ilgi görünce ODTÜ Go Topluluğu sayfasında da görücüye çıktı:
Felsefeye Giremeyiş – FEL666
Vay anasını 4. sınıf olduk. Bayram münasebetiyle soracaklar yine “hmm bu sene bitiyor yani”, “yok 4. sınıfım ama bitmiyor, bu sevda öyle kolay biter mi?” (gülüşmeler), öğrenci olmanın dayanılmaz hafifliği:P Neyse konu bu değil. Konu, her şeye baştan başlamaya karar vermiş olmak:
Bu dönem hoca, Marx 1844 El yazamalarını vermiş okuyun diye, okuyorum, her satırda Foyerbah (Feuerbach)’tan bahsediyor. Yani önce Foyer’i okusam diyorum, Marx’ı yarım bırakıyorum; tabi önce Hegel‘i anlamak lazım; ama onun öncesi Kant (ki onu Delüuzz (Delluze) sayesinde pek severim, anlayabildiğim için) okunmalı; ama bu adamlar pek okunmak istenen adamlar değiller sanki. Okunmak isteseler Marx gibi Kapital’in mangasını çıkartırlardı, böyle bol resimli, üstüne de diziyi çektin mi yaprak dökümü misali oh, al sana yaşam felsefesi…
[Okumaya devam et…]





